1.BÖLÜM《KÜLLERİN ARASINDAKİ İNCİ》

                           ◇  KEYİFLİ OKUMALAR ◇

●1.Bölüm
● Küllerin Arasındaki İnci 

  🎼 ​Evdeki Saat - Uzunlar
 🎼 Şebnem Ferah - Hoşçakal

Gökçe Aksoy...

İçimdeki heyecan her geçen dakika daha da katlanıyor, göğsümün sıkışmasına sebep oluyordu. Aynadaki yansımama son kez bakarken, saçlarımın yanlarından birer tutam alıp arkadan tutturdum ve son olarakta sevgilimin aldığı inci taşlı tokayıda taktım. Dizlerimin hemen altında biten yeşil elbisemin kıvrımlarını düzelttim. Bunu da Asaf almıştı; bugün üzerimde görmesinin onu ne kadar mutlu edeceğini düşündükçe yüzümde engelleyemediğim bir gülümseme yayılıyordu.
Daldığım düşüncelerden, yapmam gerekenleri hatırlayarak irkilip sıyrıldım. Hemen Murat’ı aramalıydım. Yatağın üzerine fırlattığım telefonumu kapıp numarasını tuşladım.
Telefon o kadar uzun çaldı ki sıkıntıyla oflamaya başladım. Tam kapanmak üzereyken, karşı taraftan nefes nefese bir ses yükseldi:
​"Söyle Rıza ustam!"
O kadar yüksek sesle bağırmıştı ki telefonu hızla kulağımdan uzaklaştırmak zorunda kaldım. Kaşlarımı kaldırarak cevap verdim:
​"Ne ustası Murat? Benim, Asaf’ın Gökçe’si!" Bu cümleyi söylerken ağzım kulaklarıma varıyordu.
Telefonda önce bir hışırtı koptu, bir şeyler söyledi ama anlayamadım. Tam tekrar sormaya hazırlanırken Murat araya girdi: "Hee ustam, öyle öyle... Biliyorum."
Zihnimde bir ışık yandı; yanında Asaf vardı. Bir anda panikleyerek aceleyle fısıldadım: "Ay, anladım! Yanında Asaf var değil mi? Dur, sakın belli etme! Sakın benim olduğumu anlamasın, beni duyuyor mu?"
Ben telaş içinde kelimeleri ardı ardına sıralarken Murat sözümü kesti. Sesi şimdi çok daha kısıktı: "Böyle paniklemeye devam edersen bizi sen ele vereceksin."
Odanın içinde, yerimde duramayarak dönmeye devam ettim. "Ne yapayım? Çok heyecanlıyım!"
"Beni soktuğun işlere bak ya..." diye homurdandı Murat. Duymamazlıktan geldim.
"Her şey hazır, ben de çıkıyorum. Senden tek istediğim, Asaf’ı zamanında mekana getirmen," dedim, kelimeleri yetiştirmeye çalışırcasına hızlıca.
"Tamam başımın belası, tamam," diyerek söylene söylene telefonu kapattı.
Kabanımı üzerime geçirip çantamı kaptığım gibi kendimi evden dışarı attım...
 

Mekan tam hayal ettiğim gibi görünüyordu. Loş ışıklar, Asaf’ın en sevdiği şarkılar ve masaların üzerindeki küçük mumlar... Her şey kusursuzdu. Sevdiği bütün arkadaşları da buradaydı.
Kapının önünde Murat’tan gelen "Girdik," mesajıyla kalbim yerinden çıkacak gibi çarpmaya başladı. Işıkları kapattırdım, herkes derin bir sessizliğe büründü. 

Kapı açılıp Asaf içeri adımını attığında, Murat’ın "İşte geldik!" diye bağırmasıyla beraber ışıklar yandı ve hep bir ağızdan "İyi ki doğdun Asaf " diye bağırdık. 
Asaf olduğu yerde kalakaldı. O her zaman kendinden emin, sarsılmaz duran adam gitmiş; yerine şaşkınlıktan ağzı açık kalmış bir çocuk gelmişti. Bakışları kalabalığın içinde beni aradı ve göz göze geldiğimizde yüzünde dünyalara bedel bir gülümseme yayıldı. 

Koşarak boynuna atladım, kollarını belime dolayıp beni havada döndürürken kulağıma eğilip fısıldadı:
​"Sen delisin... Güzel bir deli."
​"İyi ki doğdun sevgilim," dedim nefes nefese. Yanağına kocaman bir öpücük kondurdum. 

Pastasının mumlarını beraber üflerken, arkadaş grubumuzun kahkahaları mekanı dolduruyordu. Şampanyalar patlatıldı, Murat’ın ele avuca sığmayan kardeşi Tufan her zamanki gibi ortamın neşesi olup Asaf’la şakalaşmaya başladı. Asaf’ın her ters bakışıyla korksada dilini tutamıyordu. 

Can abim yanımıza gelip Asaf’ın omzunu sıktı, "Kardeşimi böyle mutlu ettiğin her gün için iyi ki doğdun," dediğinde Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle onların tokalaşmasını izledim. Ardından herkes sırayla hediyelerini takdim edip yeni yaşını kutladı. 

Asaf, normalde duygularını dışarıya pek sızdırmayan bir adamdı. Ama şimdi, duyduğu her "İyi ki doğdun" cümlesinde, o gizlemeye çalıştığı çocuksu heyecanı gözlerinde yakalıyordum. Ne zaman utansa elini ensesine götürüyor, bu halleriyle beni kendine bir kez daha hayran bırakıyordu.
Aslında tam olarak bunu yaşaması için bu partiyi organize etmiştim. Bir keresinde hiç doğum günü partisi olmadığını, bunu sorun etmiyormuş gibi anlatmıştı ama ben o anlatışın ardındaki kırık hevesi hissetmiştim. Bugün, içindeki o küçük çocuğun elinden tutmak istemiştim.
Ben dalmış onu izlerken, kalabalıktan ustalıkla sıyrılıp yanıma geldi. Elini belime sararak beni göğsüne yasladı; kokusu anında ciğerlerime dolup ruhuma ulaştı. Huzurla gözlerimi kapatıp ona sıkıca sarıldım. Kulağıma doğru eğilip, sadece benim duyabileceğim o boğuk sesiyle fısıldadı: "Beni öyle uzun uzun izlediğinde, seni hemen orada öpesim geliyor." 

Yüzünü saçlarıma gömüp derin bir nefes çektiğinde içim titredi. Aldığım titrek nefese karşılık, o da bakışlarını gözlerime mühürledi. "Beni olduğumdan çok başka bir adama dönüştürüyorsun Gökçe... Ve en kötüsü ne biliyor musun? Buna karşı koyamıyorum. Daha da kötüsü; karşı koymayı hiç istemiyorum. Sen beni gerçekten deli ediyorsun."

​Cilveli bir gülümsemeyle gözlerinin içine baktığımda, o hayran olduğum gülüşü kulaklarımı doldurdu. 
Hevesle konuştum: "Bu arada hediyeni parti bittiğinde, başka bir yerde vereceğim." 

İki eliyle yüzümü avuçlarının arasına aldı, başparmaklarıyla yanaklarımı okşadı. "Benim bu hayattaki en büyük hediyem sensin," dedi sesi titreyerek. "Bana böyle bakıyor olman, benim için dünyadaki her şeyden daha değerli." Sözleri kalbimin ritmini altüst etmeye yetmişti.
Bakışlarındaki o koyu hayranlık gitgide derinleşirken muzipçe ekledi: "Ama yine de gecenin ilerleyen saatlerinde beni nereye götüreceğini ve o gizemli hediyeyi çok merak ediyorum." 

Gözleri dudaklarımdan aşağıya, süzülerek vücuduma indiğinde gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ellerinin arasından kurtulup göğsüne hafifçe vurdum. "Seni pis sapık adam!"
​Keyifle gülerek beni tekrar kolunun altına çekti ve başımın üzerine sıcak bir öpücük kondurdu. "Yerim senin o kızaran yanaklarını..." O gülmeye devam ederken, vücudumdaki kanın hızla akışını hissediyordum. Zihnimden geçenlerin ve kalbimin gürültüsünün içinde, dünyanın en mutlu kadınıydım.

Biraz sonra kalabalık dans etmeye başlayınca Asaf elimi tutup beni dans pistine çekti. Terden parlayan alnı, ellerimin arasındaki sıcaklığı ve bakışlarındaki o derin aşkla kendimi dünyanın en şanslı kadını hissediyordum. Saatlerce dans ettik, her şarkıda biraz daha güldük. Sanki o an zaman durmuştu ve bu mutluluk sonsuza kadar sürecekti.
​Ama gecenin sonuna doğru üzerimize çöken o tatlı yorgunlukla, biraz soluklanmak için bize ait olan masaya geçtik. 

Asaf yan masadan birinin seslenmesiyle bana arkasını dönüp gitmeden önce saçlarıma uzun bir öpücük bıraktı " hemen dönüyorum bebeğim." bunun onun sesini son kez böylesine huzurla duyuşum olacağından habersizdim. 

Herkes koyu bir sohbetin içindeydi. Çantamdan telefonumu çıkarttım ekrandaki yansımamda saçımın başımın iyice dağıldığını görünce kendime çekidüzen vermek için lavaboya gitmek üzere masadan ayrıldım. Aynada dağılan saçlarımı düzeltirken kendi kendime gülümsedim. "Başardın Gökçe," diye fısıldadım. 

Kapıya yönelip kolu çevirdiğimde ise o soğuk gerçekle yüzleştim. Kapı açılmıyordu.
"Şaka mı bu?" diye mırıldandım, kolu sertçe aşağı indirdim ama kilit sanki içeriden değil de dışarıdan bir şeyle bloke edilmiş gibiydi. Kapıya vurdum. "Kimse var mı? Kapı sıkıştı!"
Dışarıdaki müzik sesi o kadar yüksekti ki sesimi kimsenin duymayacağını biliyordum. Tam o sırada burnuma keskin, geniz yakan bir koku doldu. İlk başta birinin sigara içtiğini sandım ama saniyeler içinde kapının altından ince, kara bir duman süzülmeye başladı.

Dışarıdan gelen müzik aniden kesildi. Onun yerini önce büyük bir sessizlik, ardından korkunç bir gürültü ve çığlıklar aldı. 

"Yangın!" diye bağıran birilerini duydum. Kalbim göğüs kafesimi döverken kapıyı tekmelemeye başladım. 

"Buradayım! Yardım edin! Asaf!"
Ama sesim, dışarıdaki panik dalgasının içinde kaybolup gidiyordu. Duman artık sadece kapının altından gelmiyor, havalandırmadan da içeri doluyordu. Gözlerim yanmaya, nefesim kesilmeye başladı. Isınan kapı kolu elimi yaktığında acıyla geri çekildim. Lavabodaki dar alan, saniyeler içinde bir kafese dönüşmüştü.

◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇


Dışarıda, mahşer yerini andıran o kargaşanın ortasında Asaf, herkesin kapıya doğru koştuğu yönün tersine atıldı. 
Murat kolundan yakalamaya çalıştı ama Asaf onu sertçe itti.
​"Gökçe içeride! Yok, hiçbir yerde yok!" diye kükredi.

​Mekanın girişini devasa alevler sarmıştı bile. Tavandaki süslemeler birer birer yere düşüyor, düştükleri yeri cehenneme çeviriyordu. 

Asaf, ceketini yüzüne siper ederek lavaboların olduğu koridora girmeye çalıştı. Tam bir adım attığında, yukarıdaki ahşap kiriş büyük bir gürültüyle tam önüne devrildi.
​"Gökçe!"
​Asaf'ın sesi alevlerin uğultusunu delip geçti ama adımları durmak zorundaydı. Önündeki ateş duvarı iki metre yüksekliğe ulaşmıştı. Sıcaklık derisini kavururken, sevdiği kadının sadece birkaç metre ötede, o dumanın içinde hapsolduğunu bilmek onu delirtiyordu. Yumruklarını sıktı, alevlere doğru bir hamle daha yaptı ama yükselen bir patlama sesiyle geriye savruldu.
İçeride, Gökçe yere çökmüş, son bir gayretle kapıya vururken 
Asaf dışarıda çaresizliğin en koyu haliyle alevlere bakıyordu.

İçerideki duman, Gökçe’nin saklandığı lavabonun kapı aralıklarından bir yılan gibi süzülerek içeri doluyordu. Gökçe, yeşil elbisesinin eteğinden bir parça koparıp burnuna bastırdı; gözleri yaşlardan ve dumandan kıpkırmızı olmuştu. Kapıya indirdiği her yumruk, dışarıdaki o devasa uğultuda eriyip gidiyordu.
"Asaf! Buradayım! Lütfen..." Sesi artık bir fısıltıdan ibaretti. Dizlerinin üzerine çöktü. Az önce aynada kendine gülümseyen o kız gitmiş, yerine ölümün soğuk nefesini ensesinde hisseden küçük bir çocuk gelmişti.

Dışarıda Asaf, koridoru kapatan alev duvarına karşı bir çılgın gibi saldırıyordu. Yerde bulduğu ağır metal bir sandalyeyi kaptığı gibi koridora daldı. Alevler yüzünü yalıyor, nefes borusunu yakıyordu. Yolunu kesen yanan ahşap parçalarını elleriyle kenara itmeye çalıştı. Avuç içleri ateşle temas ettiğinde derisinin yandığını duysa da durmadı; o an acı, Gökçe’yi kaybetme korkusunun yanında hiç kalıyordu.
"Gökçe! Cevap ver!" diye kükredi. Elleri kapkaraydı, parmak uçlarındaki su toplayan yanıklar metale her değdiğinde cızırtıyla sızlıyordu ama o kapıya ulaşmak için alevleri avuçluyordu.

Mekanın çıkışında Gökçe’nin abisi ve en yakın arkadaşı mahşeri yaşıyordu. Abisi, polis barikatını aşmaya çalışırken üç kişi tarafından zorla tutuluyordu. "Kardeşim içeride! Bırakın beni, o karanlıktan korkar, bırakmayın onu!" diye feryat ediyordu. Sesi, yanan binanın çatırtılarını bile bastırıyordu. 

En yakın arkadaşı ise olduğu yere yığılmış, elleriyle yüzünü kapatmış, sadece Gökçe’nin o günkü neşesini sayıklıyordu.
Murat, içeri daldığında Asaf’ı koridorun ortasında, alevlerin içinde bir silüet olarak gördü. Asaf, yanan elleriyle koridoru tıkayan kirişi yerinden oynatmaya çalışıyordu; ama bina çökmek üzereydi.
"Asaf! Çıkmamız lazım, tavan çöküyor!" diye bağırdı Murat, Asaf’ın koluna yapışarak.
"Bırak! Gökçe orada Murat! O kapının arkasında!" Asaf’ın gözleri delice bakıyordu. Yanan elleriyle Murat’ı itmeye çalıştı ama gücü tükenmek üzereydi.
Murat, gözyaşları içinde enkaza baktı. Gökçe onun da kardeşiydi ama şimdi burada kalırlarsa ikisi birden ölecekti. 

"Özür dilerim kardeşim, özür dilerim..." diye mırıldandı ve tüm gücüyle Asaf’ı belinden kavrayıp geriye doğru sürüklemeye başladı.
Asaf pençeleriyle yere tutunmaya çalıştı, yanan elleri zeminde kanlı ve kara izler bıraktı. "Hayır! Bırak beni! Gökçe! Gökçeeee!"

İçeride, Gökçe sırtını duvara yaslamış, yavaşça yere yığılıyordu. Bilinci bulanıklaşırken dışarıdan Asaf’ın son haykırışını duydu. Gülümsemeye çalıştı ama sadece bir hıçkırık kaçtı dudaklarından. Sıcaklık artık canını yakmıyordu; sadece derin, karanlık bir uyku gibi üzerine çöküyordu. Kapıyı açmak için kullandığı elindeki inci taşlı tokası yere düştü ve dumanın karanlığında son bir kez parladı. 

◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇
​"Ve ilk perde açıldı... Küllerin arasından yükselen bu ilk sesin, sizin kalbinizde nasıl bir iz bıraktığını merak ediyorum. 🕯️

​Bu beklediğiniz bir başlangıç mı oldu?

Bölümle ilgili en sevdiğiniz sahneyi veya aklınızdaki ilk teoriyi paylaşmak ister misiniz?

Aşağıdaki yorum kısmına isim belirtmeden (anonim olarak) düşüncelerinizi bırakabilirsiniz. Yazdığınız her bir kelime, bu hikayeyi birlikte büyütmemiz için bana güç verecek. 🌸🫂

​Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, sessizliğin sesini duymaya devam edin..."

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

DUYURU...

5.BÖLÜM 《KAFESTEKİ KURT VE SAATLİ BOMBA 》